Bir Öğretmenin Anıları - Hatırda Kalanlar...
Bayram ziyaretine gittiğimiz dostumuz Metin Bey ve eşi Sema Hanım bayram harçlığı olarak değerli bir kitap armağan ettiler. 1929 yılında ilk öğretmenlik yeri olan Gölpazarı´na gelişini ve kısa notlarla yaşadıklarını anlatan...
Tarih: 23.8.2018 17:37:10 / 1507okunma / 0yorum
EROL ERKEN

Bir Öğretmenin Anıları - Hatırda Kalanlar...


        Bayram ziyaretine gittiğimiz dostumuz Metin Bey ve eşi Sema Hanım bayram harçlığı olarak değerli bir kitap armağan ettiler. 1929 yılında ilk öğretmenlik yeri olan Gölpazarı´na gelişini ve kısa notlarla yaşadıklarını anlatan merhum öğretmen Reşat Tarcan´ın ANILARIM adlı kitabı.
 
        1929-1931 yılları Gölpazarı´nı anlatan bu kısmı okuyucuların, bilhassa Gölpazarı tarihi ile ilgili çalışma yapacak araştırmacılarının  okumalarını istedim.
         Umarım maksat hasıl olur...                                                                            
                                                                                                              Erol  ERKEN
 
  1929 yılının 16 Eylül´ün de Gölpazarı kazası merkez ilkokuluna tayin edildiğimi ve hemen vazifeye başlamak üzere hareket etmemi bildiren maarif müdürlüğü emrini aldım. Buğday tüccarının dediğine bakılırsa Vezirhan istasyonundan sonra dağ yolundan hayvan üzerinde gidebilecektim. Cumhuriyet bayramından sonra portatif karyolam, bavulum ve yatağım hayvan üzerine sarılacak gibi iki denk yapıldı.



30 Ekim günü kara trenin uzun uzun çaldığı hazin ayrılık düdüğü ile ilk vazife yerime annemin, ağabeyimin nasihatları ve göz yaşlarımla ayrıldım. Trenimiz ovalar, vadiler, dağlar, tüneller, büyük derin köprüleri geride bırakarak bir çay kenarındaki Vezirhan´da büyük bir yorgunluğu çıkaran nefesleriyle durdu. Ben acele ile furguna eşyalarımı almaya koşarken bir vazifeli telaş etme burada su alır, onbeş dakika kalır dedi. Ambar rampasına konulan eşyalarımın yanına gidince, ambarın karşılıklı açık kapısının köy tarafında bir yaylının arkasında Gölpazarı yazısını okudum.

 Heyecanlandım, acaba araba oraya gidiyor mu idi. Yoksa katır üzerinde mi gidecektim. Artık bir şey düşünemiyordum. Koşarak arabanın tarafına geçtim. Telaşımı görenler arabacı Salih´in kahvede olduğunu söylediler. Aksi bir cevap alacakmışım gibi, çekine çekine oyun oynayanlara arabacı Salih i sordum. Çakır gözlü sarışın bir delikanlıyı gösterdiler. Arabanın Gölpazarı´na gidip gitmediğini, oraya öğretmen tayin edildiğimi söyledim. Üzerinde yazıyor, oraya gider dedi, oyununa devam etti.
 
Ben eşyalarımı arabanın yanına getirdim. Fakat aklımda katır üstünde dağdan dağa gidiş silinmiyordu. Tekrar kahveye girince, arabacı tekrar yüzüme baktı. Ben yine çekinerek arabanın Gölpazarı´nın içene kadar gidip gitmediği sorusunu tekrarladım. Ne telaş ediyorsun bu araba Gölpazarı´nın ta ortasına kadar gider, eşyalarını arabanın arkasına yerleştir, şimdi İstanbul´dan gelecek trenden postayı alınca hemen hareket ederiz. Kahveci´ye de öğretmen efendiye benden çay ver dedi. İçim rahatladı. Kahvenin bahçesine oturdum. Çay ile annemin vermiş olduğu azığımı yedim. Biraz gezindim. Saat 14.00 sıralarında beklenen tren geldi. İndiler, bindiler herkes neşeli, bende bir endişe var.

Haydi öğretmen atla arabaya sesiyle kendime geldim. Yaylımız toprak yoldan kıvrımlar çizerek bir tepe tırmanırken arabacıya katır üstünde gitme hikayesini anlattım. Kış yaz yaylısı ile posta sürücülüğü yaptığını söyledi. Kışın yollar çamur olduğu için zorluk çekildiği, yaz günleri dört saatte yolu tamamladığını söyledi. Arabamız bayırı aşmış aşağıya doğru koşmaya başlamıştı ki ilerde bir su deryası göründü. Ne olduğunu sorduğumda Sakarya, Sakarya dedi. Kenarına kadar geldik, durduk. Köprüsü yoktu. Salih efendi, kayıkçı, kayıkçı diye sesinin çıktığı kadar bağırdı. Ne cevap, ne bir hareket görülmedi. Salih efendi  kendi kendine biraz aşağı yukarı söylendi. Ayakkabılarımı çıkarttırdı. Kendisi soyundu. Atların kolonlarını gevşetti. Bana da korkma bana laz Salih derler, balık gibi yüzerim arabayı su götürecek olursa seni kurtarırım dedi. Ok üzerine dikildi. Atların başına nehrin geldiği tarafa çevirerek kırbaçladı.
  
Nehrin ortasına geldiğimizde yaylının bir gözünden giren sular diğer bir gözünden geçmeye başlamış, atların suyun dışında yalnız başları kalkmıştı. Salih mütemadiyen ha evlatlarım ha göreyim sizi gibi sözlerle atları dehliyordu...
 
Döne döne çoşkun akan Sakarya arabamızı aşağılara kadar sürüklemiş olmakla beraber, atların yüzmede gösterdikleri gayret sonunda araba tekerlerinin ses çıkaran kumlara dokunması üzerine Salih efendi, geçmiş olsun öğretmen dedi.
   
Kenara çıktık. Salih atlara yem torbalarını taktı, onları kuruladı, üzerlerini örttü. Sonra arabanın içini kuruladı, eşyaları üzerinden indirerek yerleştirdi. Hafif bir bayırı tırmanmaya başladık. Sen yat uyu, ben biraz türkü söyleyeyim dedi. Bir uzun hava tutturdu. Benim yatmadığımı, uyumadığımı, hatta tedirgin durumumu görünce, sanki benden yaşlı imiş gibi oğlum öğretmen Gölpazarı yeni kaza oldu orada bekarlar  barınamaz, kahvesi, oteli, lokantası, ekmek pişiren fırın bile yok, senin kimsen yok mu? Dedi.
 

     Annem var ama, yol ve araba olmadığını sağlık verdikleri için getirmediğimi söyleyince sen mektup yaz ben onu da getiririm dedi. Karaağaç köyü pınarından atları suladıktan sonra  yolumuz yüksek iki dağın arasına girdi. Tekerlerin kumları ezerken çıkarttığı çıtırtıdan başka bir ses yok. Bu dağlar eskiden içerisine girilmeyecek kadar sık ormanlıkmış. Dikenli boğaz denilen bu yerden eşkiyalara soyulmadan geçilemezmiş. Şimdi kısa boylu maki denilen ağaçlar ve çalılarla örtülü. Bayırın sonuna ulaştığımızda atları dinlendirmek için durdurdu. Önümüzde göz alabildiğinde bir ova ve onun sonunda da beyaz ve tek minaresiyle Gölpazarı görünüyordu. Atlarımız tırısa kalkarak Gölpazarı ovasını bitirdi. Yeniköy denilen ilk mahallesini geçtik. Kavaklar arasında gezenler var. Gün kavuşmak üzere. Salih, işte onlar seninkiler dedi. Sesinin çıktığı kadar size bir öğretmen daha getiriyorum Zekai bey diye bağırdı. Uzaktan bazı anlamsız hareketler yaptılar, o kadar.
  
Ne geldiler ne sordular. Kuyruksuzun kahvesi ve hanı imiş onun önünde  arabamız durdu. Öğretmen sen in bu kahvede otur, ben atları alır eve bırakır gelir seni okula yetiştiririm. (eşyalarımı sekinin üzerine bıraktı, hancıya) öğretmene benden bir kahve yap dedi gitti. Dört basamak merdivenden çıkıp hanın kahvesine girdim. Tabanı Arnavut kaldırımı, etrafı peyke ile çevirili, bir köşeye yüksekçe yapılan yere serilmiş bulunan hasır üzerinde yorgunluğunu çıkartmak için uyumaya çalışan üç kişi yatmış, bir kandilin aydınlattığı kahve ocağının yanındaki kapıdan hayvan sesleri ve hareketleri duyuluyor, her halde o kısım da ahır olacak. Zaten kahvenin içini gübre kokusu çok fena doldurmuş. Şaplak fincanla getirilen kahveyi zorlukla yudumladım. İçerinin çok fena koktuğunu, kapıyı birazcık açık tutmasını istediğim kahveci uyuyan müşteriler hasta olur sonra diyerek sözümü anımsamadı bile.
  
Her taraf görünmez hala gelmiş, karanlık iyice basmıştı ki hafif aksayarak bir kimse geldi. Ben emekli öğretmen Fethi dedi. Salih efendi komşumuzudur o söyledi de geldim. Salih eşyalarınızı okula çıkaracak, haydi bize gidelim dedi.  Yoklukta bir kurtarıcı bulmuş gibi eline sarılarak kalktım. Karanlıkta ayağıma takılanlarla sendeleyerek biraz yürüdük, çağlar gibi bol su akıtan çeşmenin yanındaki kapıdan içeriye, idarenin aydınlattığı merdivenlerden çıkarak temiz döşenmiş bir odaya girdik. 7 numaralı olacak lamba odayı kafi derecede aydınlatıyordu. Eşi köye düğüne gitmiş, yalnızmış, bu gece kendisine arkadaş olacağımı, geceyi beraber geçireceğimizi, Arıcaklar köyünde öğretmen olan oğlunun da nerede ise geleceğini söyledi.
 
 Biraz ferahlamıştım. Az sonra içeriye giren yağız delikanlının  Arıcaklar köyü ilkokulu başöğretmeni Seyfi olduğunu söyledi.  Beni de yeni gelen öğretmen Reşat diye tanıttı. Yumurta, peynir, zeytin ve börekten ibaret akşam yemeğini büyük bir rahatlıkla yedim. Genç arkadaşların bulunması sevindirmişti beni. Seyfi bir aralık kayboldu. Kapı açıldığında yanında sınıf arkadaşım Tavşancıllı Mehmet olduğu halde dönmüştü. Kalktım arkadaşımı kucakladım. Sevincime diyecek yoktu. Demek okulda yalnız değildim. Geceyi Fethi beylerde misafir olarak geçirdim. Seyfi Bey beni okula kadar götürdü. Okul şehrin kuzeyini örten, kayalık, karaağaç tepesine kurulmuş, ovaya tepeden bakan bir görünüşü vardı.
/resimler/2018-8/23/1752585759603.jpg
                                                                                          DEVAM.  EDECEK........

 

Anahtar Kelimeler: Öğretmenin, Anıları, Hatırda, Kalanlar
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
HATIRDA KALANLAR... SİYASET.. (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
MAHKEME KADIYA MÜLK DEĞİLDİR (14 Ekim 2018 - Pazar)
ŞOFÖR MİLLETİ (30 Eylül 2018 - Pazar)
KIRKA´DAN YENİPAZAR´A- 4 (16 Eylül 2018 - Pazar)
HELVACI DAYI (13 Ağustos 2018 - Pazartesi)
KIRKA´DAN YENİPAZAR´A 3 "Seferberlik" (30 Temmuz 2018 - Pazartesi)
KURUYAN GÖL (24 Temmuz 2018 - Salı)
KIRKA´DAN YENİPAZAR´A- 2 (16 Temmuz 2018 - Pazartesi)
HATIRDA KALANLAR (09 Temmuz 2018 - Pazartesi)
KIRKA´DAN YENİPAZAR´A (02 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Sayfa:
DOLAR
5.4177
EURO
6.1310
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bilecik için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:28 08:13 13:12 15:35 17:53 19:25
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
İyilere dost olki; kötülerden emin olursun.

HZ.OSMAN (R.A)
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ