AYŞE SEZGİN


TEK ENGELİ MERDİVENLERDİ

Ergün Özmen Anısına


Marmara Bölgesi’nin küçük bir ilinin şirin bir ilçesinde dünyaya geldi, orta halli, esnaf bir ailenin ortanca oğulları olarak. Doğduğunda düğün bayram etmişti ailesi. Sevgi dolu, saygı ile yoğrulmuş, anlayışla harmanlanmış bir ailede, kıt kanaat imkanlarla büyümeye başladı. Okul çağına geldiğinde her ne kadar akranları gibi koşup top oynayamasa da biraz zorlanarak da olsa yürümeye çalışıyordu. Ama kendisi büyüdükçe büyüdü bu derdi de. Zamanla koltuk değnekleriyle devam etti, tekerlekli sandalye ile daha sonra. Ama yılmadı, bıkmadı, direndi, dört elle sarıldı hayata. Emeği savundu, özgürlüğü savundu, dik duruşu savundu. Küçücük bir çocukken daha önüne koyduğu boya sandığı ile kendi harçlığını kazanmaya başladı. Alınterinin önemini, emeğin kutsallığını bizzat yaşayarak öğrenmişti hayatının çok başlarında. Dönemin şartları gereği ortaokulu bitirdikten sonra eğitime devam etme fırsatı olamadı. Ama eğitimin, öğrenmenin sadece diplomayla olmadığını, olmayacağını, kendini yetiştirmenin tamamen başka bir şey olduğunu herkese ispat etti O; diplomalı hatta birkaç diplomalı onca  cahilin bulunduğu bir dünyada.

Gazetecilik mesleğine başladığında da çok zorlandı başlangıçta. O zamanlar bilgisayarlar yaygın ve şimdiki gibi donanımlı değildi; cep telefonları, kayıtlar, kopyala yapıştırlar yoktu tabi. Daha çok emek gerektiriyordu işlemler. Fotoğraflar çeker, haber değeri olduğunu düşündüğü her ne olursa olsun paylaşır bilgilendirirdi hemşehrilerini. Bunu yaparken de korkup çekinmezdi kimseden, hiçbir taraftan. Objektif bir bakış açısıyla, olanları olduğu gibi yansıttı hep. Ayna oldu hemşehrilerine, komşularına, memleketinden haber almak isteyen her bir vatandaşa.

Sadece bununla da sınırlı kalmadı çabaları, arzuhalcilik, muhasebecilik ve sigortacılık işini yaptı uzun yıllar. Tüm bunları yaparken de derdi olanlara deva, sorunu olanlara şifa oluyordu resmen çabalarıyla. Hiç unutmam küçücük bir ilçede emniyet teşkilatı yeni kurulduğu zamanlarda, muhtemelen trafik ekibinin yaptığı ilk yol kontrollerinden birinde, bayram arefesinde mezarlık ziyaretinden dönerken arabam çevrilmiş ve sigortamın yenilenmediğinden bahisle bağlanmıştı. Aman Allah’ım yıkıldı ortalık. Ele güne karşı arabayı nasıl bağlattırmıştım. Üstelik bayram süresince ziyaretlere gidecek, faal bir şekilde kullanacaktım arabamı. Hemen O’nu aradım:

“Abi yetiş! Sigortası geçmiş, araba bağlandı.”

Her zamanki sevecen, samimi, munis sesiyle sakince konuşmaya başladı.

“Rahat ol sen, üzme kendini, hallolur.”

Ve nitekim halloldu, kendisi şehir dışında, tatilde olmasına rağmen naptı etti sigorta

şirketini açtırıp sigortayı yeniletti ve sabahına aldım ben arabamı. Sadece ben mi, davası olan dilekçe yazdırmaya O’na koşardı. Devlet dairesinde bir talebi olan gider O’na danışırdı. İş güç için değil sadece, muhabbet için de çoktu geleni gideni. Alınca sazını eline öyle güzel türküler söylerdi ki tüm içtenliğiyle. Memleket şivesini, toprağımızın kokusunu, havasını, suyunu hissederdik en derinden o türküleri dinlerken. Çocukluğumun ilçe panayırlarında eğlenceler düzenlenirdi. Sanatçılar gelirdi dışardan. Programın başında O çıkardı elinde sazıyla mahalli sanatçımız olarak. Ve değme ünlülere taş çıkartırcasına çalar söylerdi yürekten. Arada hikayeler anlatır, eskilerden bahseder, lakaplarıyla anardı göçüp gidenleri. Gülümsetirdi orada bulunan herkesi. “Keşke ünlü sanatçı falan çıkmasa da, gece boyunca bu muhabbet devam etse derdi” eminim oradakilerin çoğu.  Hele şu dizelerini hiç unutmuyorum, onbir oniki yaşlarındaydım sanırım kendisini  ilk dinlediğimde, eskileri, göçüp gideleri anlatan bir parçasının sonunda:

 

“Tohumlar’lı Halila”dan, Nasuhlar’lı Kahya’dan,

 Belkeseli Bakkal’dan, dedem Kara Hasan’dan,

 Size selam getirdim...”  

 

Diyerek yad etmişti göçenlerimizi.

Hepsi bu kadar değil tabi, fotoğraflarımızı çekerdi bazen bayram yerlerinde, tören zamanlarında. Cep telefonunun hiç olmadığı,  fotoğraf makinelerinin yaygın olmadığı o zamanlarda. Küçücük ahşap dükkanına gider, bakardık heyecanla: “Nasıl çıkmışım, yanmış mı yoksa?” diye. Yeniler bilmez, eskiden fotoğrafların içinde filmler olurdu, negatif de denilen, halk arasında söylenişi ise “arap” olan. Yanardı mazallah bazen çok özenilen fotoğrafların filmi. Öyle üç beş defa peşpeşe çektirme şansı ve lüksü olmadığından, fotoğraf çektiren herkes büyük bir ciddiyet ve heyecanla, en düzgün haliyle durarak verirdi pozlarını. O yüzden askeri nizamdadır tüm eski fotoğrafların çoğu :)

En güzel şekilde yaşattı ailesini, eşini, çocuğunu. Dünyalar tatlısı, güzel kalplı eşi ile can yoldaşı olmuşlardı birbirlerine. Gıpta ile bakılacak, örnek alınacak bir evlilikleri oldu hayat boyu. Sevgide, saygıda kusur etmediler asla birbirlerine. Etrafındaki pek çok insanın yaşam standartlarının yukarısındaydı yaşantısı. Düzenli tatillerine gider, eşine hem eş, hem arkadaş, hem sırdaş olur; oğluyla arkadaş olurdu. Çok da güzel ve hızlı araba sürerdi. Engel tanımaksızın getirir götürürdü her yere gitmesi gelmesi gereken her kimse. Çok yolculuklarımız da olmuştur böyle kendisiyle. Eşiyle birlikte görev yaptığımız komşu ilçeden bazen O getirirdi bizi memleketimize akşamları. Gelirken de yol üzerindeki köylere uğrar; O’nun şöhreti sayesinde bir güzel ağırlanır, misafir edilir, muhabbete sohbete doymuş bir şekilde günün yorgunluğunu ve iş ortamının stresini atmış olarak gelirdik evlerimize.

Herkese, hepimize, tüm memlekete malolmuş bir markaydı O’nun ismi. Yokluğunda oluşacak boşluk asla dolmayacak ve adı hiç unutulmadan daima sevgiyle saygıyla anılacak...

Hastalandığında bile imdadına koştu eşinin, dostunun, konu komşusunun, hemşehrilerinin. Devam etti sigortalarımızı takip etmeye. En son geçtiğimiz yaz tatili yine sigortayı unutmuş, tatile gittiğim bir zamanda mesaj yazıp hatırlatmıştı: “Aracın sigortası geçiyor, unutma haa” diye. Sağolsun halledivermişti yine bir çırpıda ve demişti :”Yolda, belde kalırsan, yol yardımı da sunuyor sigorta, haklarını bil” diye. Kimsenin zerre hakkına tevessül etmez ama kimsede de hakkını bırakmak istemezdi. Hatta kimsenin haksızlığa rıza göstermesini istemez; sorgulayan, irdeleyen, tartışan, gerektiğinde karşı çıkan gençler olmamızı isterdi daima.

Belki bedeniyle hiç duramadı ama ruhuyla, karakteriyle, daima dimdik durdu ve hiç eğilmedi O.

Espirileriyle öyle güldürürdü ki.. Birkaç yıl evvel, Karadeniz kıyılarında bir tatil beldesinde Edip Akbayram’ın açık hava konseri sonrasında tesadüfen çarpıştık O’nun la ve sevgili eşiyle.. O samimi, sıcacık, şiveli sesiyle:

“Napan gız burlada” deyince gülmeye başlamıştım. Selam, kelam, hal hatır faslından sonra:

“Bak gene şanslıymışsın bize denk geldin, bizim tarafladan başkasına denk geleydin laf habar yaparlardı, taaa nerelere, gız başına gezmelere gitmiş diye” der demez basmıştık hep birlikte kahkahayı.

O içimizden biriydi, siyasi düşüncesi, yaşam tarzı, bakış açısı, dünya görünü ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, yaşlı genç, kadın, erkek, bay bayan herkesin, hepimizin Ergün abisiydi.

Tek engeli merdivenlerdi...Ama bunu bile aştığı olmuştu zaman zaman. Eskişehir’de yaşayan kuzeninin (Fadime ablasının) üçücü kattaki evine, zorlanarak da olsa medivenlerden çıkmayı ve inmeyi başarmıştı. İstedikten sonra yapılamayacak, başarılamayacak bir şey yoktu O’na göre. Bunun canlı örneğiydi kendisi.

İlkokulu okuduğumuz müstakil ahşap evin komşusuydu küçük dükkanı. Kaplanların Nuriye teyzenin (nur içinde yatsın) kiracılarıydık biz de, O da. Karnesini alıp, bütün notları beş olmasına rağmen sadece “kurallara uyma” davranış notu iyi olan kızkardeşimin üzüldüğünü görünce yanına çağırmış; hayatı boyunca ne kardeşimin, ne de benim unutamayacağımız o sözleri söylemişti yıllar önce:

“Kurallara uymak ama hangi kurallara uymak, neyin kurallarına uymak, bunları

Düşünmeden, sorgulamadan, gelişigüzel tüm kurallara uymaktansa, bırak kurallara uymamaktan kırık olsun notun...” demişti.

Şimdilerin DJ dedikleri sunuculuğu da yapardı editörlüğünü yaptığı radyo kanalında.

O kadar güzel konuşur, anlatırdı ki, saatlerin nasıl geçtiğini anlayamazdık O yayın yaparken. İsmi lazım değil bir hemşehrimizin hayırlı bir işine de vesile olmuştu hatta bu yayınları. Damat bey kendisinin yakın arkadaşı, gelin hanımı da tanıyor az çok. Radyo yayınını kendisi yaptığından, gelin hanım tarafından gelen istek şarkı türküleri biliyor tabi. Çaktırmadan damat beyi haberdar edince, damat bey de canlı yayında bunları isteyince, gelin ablamız “ne kadar da benziyoruz, uyumluyuz, aynı şarkıları, türküleri seviyoruz” diye kabul edivermişti abimizim izdivaç teklifini. Çok da mutlu bir evliliğe vesile oluvermişti bu şekilde :)

Hiç unutmam birkaç sene evvel biz Sakarya’da iken, babamların da bizde olduğu bir

sırada, babam kollarını sıvamış abdest alıp namaza duracağı esnada Ergün abinin radyo yayını başlayıvermesin mi.. Hem de en sevdiği türküleri çalıyor. Eski bir Göynük yöresi türküsü olan:

“Melek hanım aman hasbahçede geziiiyooorrrr....” diye başlayan ve devam eden türlü.

Baktım babam ağırdan almaya başladı, türkünün bitmesini bekliyor anlaşıldı.

“Hayırdır baba noldu?” diye sorduğumuzda,

“Yav tam niyet ettimdi Ergün başladı türkülere. Neyse azcık dinleyivereyim bari, namazı birazdan kılarım, namazın kazası olur amma Ergün’ün kazası olmaz..” deyiverdiydi :) Neyse ki türkü bitince yetişmişti yine namazına.

Velhasıl neşe dolu, hayat dolu, bilgi dolu, kendini yetiştirmiş, emeğe saygı duyan, yeri geldiğinde hiç çekinmeden, karşı koymasını da bilen, hayatı boyunca dimdik durmuş bir insandı Ergün Özmen...Senin için bu yazılanlar okyanusta bir damla hükmünde kadar belki de. Kitaplara, satırlara, ekranlara sığmaz ki hakkında yazılacak onca şey. Tüm Yenipazar’lıların, hatta seni seven tüm Bilecik’li hemşehrilerinin gönlündedir yerin ve orada olacaktır daima. Sen, bedensel engeline rağmen, engelsiz pek çok insanın başaramadığı bir hayatı yaşamayı başardın. Tuttuğunu kopardın. Amaç edindiğin, hedeflediğin şeylere ulaştın. “Engel gönüllerde ve beyinlerde olmasın yeter ki” derdin hep. Aynen öyle abi. Engel yeter ki gönüllerde olmasın, beyinlerde, düşüncelerde olmasın. Yoksa bedensel engeller bir şekilde aşılacaktır.

Veee 31 Aralık 2019 gecesi veda ettin sevgili eşin Fehime ablamıza, biricik oğlun sevgili Ozan’a, tüm sevenlerine, sevdiklerine...Eğlenmeyi seven bir insandın. Gidişin de bir yılbaşı gecesine denk geldi. Etrafında seni tanıyıp da hayatına dokunmadığın, iz bırakmadığım kimse yoktur. Cenazendeki kalabalık rekorlara ulaştı. Zor mevsim şartlarına ve ilçemizin ulaşım koşullarının malum durumuna rağmen sevenlerin akın akın gelmişlerdi dört bir yandan seni uğurlamaya. Karşımıza çıkan, önümüze konulan, varlığını gerek bedenimizde, gerek düşüncelerimizde, gerek ruhumuzda hissettiğimiz onca engele rağmen, SENİN TEK ENGELİN MERDİVENLERDİ...

 

Ayşe SEZGİN



Emel sezgin
28.03.2020 22:05:39
Çok güzel olmuş ablam..Kalemine yüreğine sağlık ..Çoook anılarımız var onunla cooook..Ardından yazılan ilk yazı olMuş cok güzel olmus..Nur için de yatsın ..Allah rahmet eylesin

Ahmet Türk
28.03.2020 22:08:35
Ayşe gözlerim yaşardı okurken, çok da güzel anlatmışsın Ergün Özmen i ve gerçekleri. Yenipazar da yaşadığım günlere götürdün beni. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum

Oktay Özmen
29.03.2020 00:42:40
Amcamın en yakışıklı oğlu hiç kabullenmesemde ellerimle yatırdım soğuk toprağa bizi bırakıp gitti onu o kadar özlüyorum ki onu tanıyan sevenlerinin eli ayağıymış ki hepimizi engelli bıraktı Ayse hanım yazınız için teşekkür ederim

Bayram Bingül
29.03.2020 01:58:54
Ergün Abimize Allah rahmet eylesin. Yazarımıza bu güzel yazısı için teşekkürler. Hayırlı olsun inşallah. ..

AYŞE SEZGİN
20.04.2020 15:23:40
Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum. Dilim döndüğünce, naçizane anlatmaya çalıştım Ergün abimizi. Sevgi ve selamlarımla...

Osman CAN
24.04.2020 20:01:37
Ayse Hanim, O kadar güzel anlatmissiniz ki Ergün`ü , tek kelimeyle, Harika. Tesekkür ederim. Ergün Özmen, tek kelimeyle, Insan, güzel bir Insandi. Insan oldugunu da yasaminda hep yasadi ve yasatti. Basi dik ve Özgür yasamini, dilerim bircogumuz takip eder ve gerceklestiririz. Tekrar yaziniz icin tesekkür ederim. Kalin saglicakla.